Sadık Yalsızuçanlar: “Ya fena halde canımı yakınca veya coşkuyla kendimden geçirirse mesele, o zaman yazıyorum.”

Sadık Abi merhaba, gönlünüz nasıl, afiyettesiniz inşallah?

Merhaba iki gözüm. Hamdolsun. Keyfimi kamyonlar taşıyamıyor.

Neden yazıyorsunuz?

1980 yılından beridir yazıyorum. Bu soruyu bendeniz de pek çok şaire, yazara sordum. Özellikle belgeseller çekerken çok sordum. Aldığım tepkiler çok ilginç oluyordu. Mesela İlhan Berk, “bilmiyorum” demişti. Şimdi onu anlayabiliyorum. Yani yıllar sonra. İnan ben de bilmiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim: Ya fena halde canımı yakınca veya coşkuyla kendimden geçirirse mesele, o zaman yazıyorum.

Nasıl yazıyorsunuz?

Bilgisayarla! Şaka bi yana bende öyküler daha çok önce başlıkla gelir, çağrışımlarla ilerler. Hızlı yazıyorum. Dönüp dönüp bakmıyorum. Ama bilmediğim bir alan, meslek, psişik durum/olgu söz konusu olursa ya da tarihsel dönem vs. tabi önce araştırıyorum, notlar alıyorum, sonra yazıyorum.

Kitap bittikten sonraki o his?

Boşluk.

Mutfakta ne var?

Yalnızın Gri Lehçesi adında bir anlatı düşünüyorum. Hallac-ı Mansur’un, “birleyen şirke düştü” sözüyle başlayıp, “iki midir ki birliyorsun!”la bitecek olan bir uzun hikâye.

Bir kitap?

Yalçın Koç, Anadolu Mayası.

Bir film?

Zeki Demirkubuz, Hayat.

Bir dizi?

The Blacklist.

Bir şarkı ya da türkü?

Dede Efendi, “Ey çeşm-i âhû, hicr ile tenhalara saldın beni.”

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑