AZİZ KAĞAN GÜNEŞ
Milli Eğitim Bakanlığının 2026 yılı ramazan ayı için okullarda “gönüllülük” esasına bağlı etkinlik yapılması için gönderdiği genelge; çağdaş, ilerici, demokrat, aydın ve laikliğin üzerine hasseten titreyen vatandaşlarımızın çoğunu rahatsız etti.
Bu rahatsızlığın boyutu, sokak mitinglerine, “aydınların” kaygılarını dile getirdikleri imzalı beyanlara ve en sonunda Milli Eğitim Bakanlığına internet üzerinden yapılan şikayetlere kadar uzamış durumda.
Rahatsız Eden Ne?
Memleketimizde aslında gâvurun bayramı olan yıl başlarında, avm’lerde ve sair mekanlarda gördüğümüz noel babalar, çam ağaçları, suni kar taneleri eşliğinde, “Hoşgeldin 2026” demek hoş görülürken, % 99’u Müslüman olan bir ülkede, çocukların ramazana “hoşgeldin” demesinden rahatsız olunmasının sebebi ne?
Hazımsızlık
Muhafazakar sağ seçmenin desteklediği bir hükümet, neredeyse çeyrel asırdır iktidarda. Yaptıkları doğruların, yanlışların tartışılacağı mecra burası değil. Zira yazının meramı bu değil. Mevzuya bahis olan, bir hazımsılık hali. 1997 yılındaki 28 Şubat postmodern darbesiyle, onbinlerce insanımız mağdur edildi. Gerekçeler ve endişeler hep aynıydı: Gericilerin iktidara gelmesi ve laikliğin elden gitmesi. Bu “ulvi” gayelere ve haklı “kaygılara” o kadar samimi sahip çıkıldı ki, baş örtülü kızların okula girmesi, baş örtülü kadınların, namaz kılan hatta sakal bırakan erkeklerin kamuda çalışması “laiklik” kisvesi altında yasaklandı. İmam hatiplerde okuyan, pırıl pırıl ve zeki öğrencilerin puanları, onlar daha sınava girmeden düşürüldü. Tavır belliydi: “sen olsan olsan imam veya hoca olursun.” (Ki bu makamlar da yücedir). Bir zamanlar kendilerine sadece imamlık ve hocalık makamını layık gördükleri insanların yirmi beş yıldır ülkeyi yönetiyor olmaları, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, vali, kaymakam, bakan, akademisyen… olmaları dikkate ve hayrete şayandır!
Artık, sırf dindar olduğu ve dininin vecibelerini yerine getirdikleri için yıllarca kamuda çalışmasına izin verilmeyen vatandaşların, şimdi memleketin bir çok yerinde, her alanda çok güzel işler yaptıkları ortadadır. Bir zamanlar nefret nazarıyla bakılan başörtülü öğretmenler, son derece laik olan ailelerin çocuklarına bilimsel eğitim vermekte, doktorlar şifalarına vesile olmakta, mimarlar oturdukları evleri projelendirmektedir!
Ama heyhat! Anlattıklarıma, verdiğim örneklere ve aradan geçen yirmi beş yıla bakarak “herhalde artık laiklik kaygısı taşıyan vatandaşlarımız da normalleşmiş, kaygılarının yersiz olduğunu anlamış, dindarların “öcü” olmadığını görmüşlerdir” diyorduk ki, okullarda sadece bir ay sürecek ve gönüllülük esasına göre yapılacak masumane bir kaç küçük etkinlik bazı vatandaşlarımızın eski travmalarını hatırlatmış.
Dine Kini Olanlar
Lafı dolandırmaya gerek yok. Okullardaki ramazan etkinliklerini kınayanların, hatta “olmasa daha iyiydi” diyenlerin, oturup dinlerindeki samimiyeti ciddi anlamda sorgulamaları lazım. Peygamberimiz (s.a.v) “Hayra vesile olan hayrı yapan gibidir” buyuruyor. Müslüman çocukların dinlerinin beş farzından biri olan oruç hakkında bilinçlenmelerini istemek ve bunu desteklemek hayır değil midir? Bu durumda istemeyenlerin durumu ahvali nedir? Hayırda olmadıkları kesin!
Raf Ömrü Sonsuz Olan Laiklik!
Yaşım 43 ve ilkokul birden üniversite son sınıfa kadar önümüze çıkan, sınavlarda sorulan ve çoğu sorunun doğru cevabı olan laiklik! Bir aylık ramazan etkinliğine tepki gösteren kesimin karşısına, “biz de Müslümanlar olarak çocuklarımıza eğitim hayatları boyunca laikliğin dayatılmasına tepki gösteriyoruz” diyen bir başka kesim çıkarsa ne olacak? Eğip bükmeden söyleyelim: “Müslümanım” diyen laik olamaz! Çünkü Müslümanlar sadece din ve devlet işlerini değil, dünyaya bakan hiç bir eylemlerini dinlerinden ayıramazlar. Gelin görün ki vakti zamanında ayrılmış, Müslümalar da sizin dininiz size, benim dinim de bana ilahı fermanına bakarak, laikliği sevdalılarına bırakmışlardır. Sonuç olarak laiklik elden gitmemiştir. Endişeye mahal yoktur!(Gitseydi çeyrek asırda çoktan giderdi!)
Bilinir ki Türkiye’de laiklik denince dindarların aklına, şapka giymediği için asılanlar, evlerde yakılan Kur’an’lar, Türkçe okutulan ezanlar, okul girişlerinde gözyaşları içinde başörtülerini çıkarıp peruk takan kızlar, kamu çalışanları, sakal bıraktığı, namaz kıldığı için akademiden atılan hocalar, tüm soruları doğru cevaplasa da Türkiye birinciliği kendisine layık görülmeyen imam hatipliler… gelir. Hasılı laiklik, bu ülkenin dini hassasiyeti yüksek vatandaşlarının bir çoğunun hayatında kalıcı travmalar bırakmış bir “ürün”dür. Bu ürünün ne zaman üretildiğini biliyoruz ama raf ömrü sonsuz olduğu için ne zaman tükeneceğini bilmiyoruz! Tadı yok ama bazılarımız acıktıklarında, hâlâ fırından çıktığı ilk günkü dumanı üstünde gibi, soğumasını bile beklemeden ona adeta saldırıyorlar. Oysa en büyük yan etkisi kabızlıktır laikliğin. Dini bir ibadet olduğu için kimseye “oruç tut” diyemem ama aralıklı orucun kabızlığa iyi geldiği bilimsel olarak ispatlandı!

Yorum bırakın