Namaz Üzerine Bazı Mülahazalar

AZİZ KAĞAN GÜNEŞ. 83 yılında, MHP kökenli bir ailede dünyaya gözlerimi açtım. Babam iyi bir Türkeş’çiydi. Muhtıralar, darbeler, sağ-sol ayrışmaları sanırım bir kutupta konumlanmayı gerekli kılıyordu. Aklım ermeye başladığında dinin pratize edilmesi noktasında ailemden gördüğüm iki şey, ramazan orucu tutmak ve kurban kesmekti. Annem ve ablam kapalı değillerdi ve evde – o zamanlar- namaz kılan yoktu. Diğer taraftan abim, 70’lerin sonunda, bir ramazan günü solcular tarafından bıçaklanıp hastaneye kaldırıldığında, orucunu bozmayacak kadar sağlam bir imana sahipti.

Ortaokul dâhil hatırı sayılır bir dini tedrisattan geçmedim. Yazları Kur’an kursuna gitmedim. Babam “belim ağrıyor” dediği için, Cuma namazlarına onunla gitmek de nasip olmadı hiç. Çocukluğuma dönüp baktığımda yâdımda kalanlar, Seferihisar’da annemin yeğeninin imamlık yaptığı bir orman köyünde okuduğum bir sabah namazı ezanı ve orta okulda bir ramazanda, iki arkadaşımla, sahurdan sonra uzun bir yol yürüyerek, Malatya Söğütlü Camii’nde katıldığım mukabeleydi. Arkadaşlarım Kur’an okumayı biliyorlardı. Ben bilmiyordum ama hoca okurken ben de mealden takip ediyordum. Herkes Kur’an’ı yüzünden takip ederken sadece benim mealden takip etmem biraz canımı sıkıyordu ama o yıl Kur’anı dinlememin, anlamamın ve namaz kılmamın, Allah’ı sevmeme ve manevi olarak rahatlamama vesile olduğunu tecrübe etmeye başlamıştım.

Yozgat Fen Lisesi’nde yatılı okurken bazen arkadaşlarımla namaz kılardık. Cumalara düzenli olarak gitmeye de o zamanlar başladım. Ancak beş vakit namaz kılmıyordum. Kılan arkadaşlarıma gıpta etmekle geçti üç yıl.

Üniversitede ahlakı temiz, dini hassasiyeti yüksek üç arkadaşım oldu ki hepsi de namaz kılıyorlardı. Kütüphanede çalışırken onlar topluca kalkıp namaza gidiyorlardı. Yavaş yavaş ben de onlara katılmaya başladım. Buraya bir parantez açalım ve Hz.Peygamber’in bir hadisini paylaşalım: Kişi, dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin. (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45)

Bu arada daha önce Darülacezede başhemşirelik yapmış olan 57 yaşındaki annem, görevli olarak Hacca gitmek için ilmihaller bitiriyor, Kur’an öğreniyor ve namazlarını aksatmadan kılmaya başlıyordu.  Hac mülakatından döndükten sonra, “beni almayacaklar galiba” diyerek ağlamıştı. Sınav sonuçları açıklandıktan sonra bu sefer sevinç gözyaşları dökmüştü. Onu 2003 yılında, Kocatepe Camii avlusunda, Diyanet İşleri Başkanlığının Hac kafilesine teslim ettim.

Annem, Hacda yaptığı hizmetlerden ötürü en iyi personel nişanıyla döndü. Ama o verilen nişanın sevincinden ziyade, kutsal topraklardan ayrılmış olmanın verdiği acının hüznünü yaşadı hep. Bu hüzün yıllarca taze kaldı. Hâlâ ne zaman Kabe’yi görse gözleri dolar.

2003 yılında kamusal alanda başörtüsü yasağı devam ettiği için, annem çok istese de kapanamadı. Kısa bir süre – zoruna gitse de- peruk taktı ve sonrasında da emekli oldu.

Bu dönemde annem, namaz kılmam konusunda telkinlerde bulunmaya, hatta kılıp kılmadığım namazların takiplerini yapmaya başladı. Çoğunda uyan(a)masam da sabah namazlarına kaldırmaya çalıştı. “Yatsıyı kılmadan yatma, akşam namazı çabuk geçer, niye şu namazını son vakte kadar erteliyorsun bilmem ki yavrum”  gibi o zamanlar bana biraz da “sıkıcı” gelen yönlendirmeleri öğrencilik hayatım boyunca devam etti. Şimdi 80 yaşında (Allah sağlıklı, uzun ömürler versin) ve namaz kılıyor olmama rağmen benzer telkinlerine/ uyarılarına devam ediyor.

Girizgâhı biraz uzun tutmamın sebebi şu: Sosyal medyada yakın zamanda paylaşmış olduğum, namaz kılmanın önemini, kılmayınca karşılaşılacak büyük riski vurgulayan hadisi şerifin ilk muhatabı benim. İlk hatırlatmayı, dindar bir ailede yetişmemiş, uzun bir süre namaz kılmamış, bazen kılıp bırakmış; sonra tekrar başlamış ve tekrar bırakmış, hâsılı bu fasit daireden uzun yıllar çıkamamış olan kendime yaptım.

Namazın önemi ile ilgili yapmış olduğum sahih bir hadis paylaşımı üzerine yakın çevremdeki bazı akranlarımdan ve birkaç büyüğümden aldığım gizli veya aşikar imalar yüzünden bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim.

Tabii ki hadise tepki vermiyordu hiçbiri. Müslümanlardı çünkü. Ancak şiir yazan ve genelde edebi paylaşım yapan bir şairin, bir anda ortaya çıkıp da namaz hadisi paylaşması biraz garipsendi sanırım. Gerçeğin hatırlatılmasının çoğu zaman nefislerimizin canını sıkmasının da payı var bunda. Öte yandan paylaşımı beğenenler de oldu. Şunu belirtmeliyim ki bu paylaşımı beğeni almak için yapmadım. Amacım başta kendimi, sonra da Müslümanları, namazın önemi noktasında uyarmaktı.

Önce şunu belirtmeliyim ki kimseye dini öğretecek konumda değilim. Haddim de değil işim de. Yapabileceğim bir şey varsa o da Asr Suresi’nde de veciz bir şekilde ifade edildiği gibi [1] bildiğim kadarıyla hakkı tavsiye etmektir. Yine Kur’an’dan referansla, yapmadığım bir şeyi de nazara sunmaktan Allah’a sığınırım.[2]

İslam’ın ikinci şartı namaz. Kur’an’da 99 kere zikredilen ibadet namaz. Hadislerde altı ciddi bir şekilde çizilen ibadet namaz. Bu noktada bazı namaz hadislerine bakabiliriz;

“İşin başı İslam, direği ise namazdır.” (Tirmizî)

“Bana dünyadan kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz ise gözümün nuru kılındı.” (Nesâî)

“Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa kurtuluşa ermiş ve kazanmıştır. Namazı bozuk olursa kaybetmiş ve hüsrana uğramıştır.” (Tirmizî)

“Bir Müslüman, farz namazın vakti geldiğinde abdestini güzelce alır, huşu içinde rüku ve secdelerini tam yaparak namazını kılarsa -büyük günah işlemedikçe- bu namaz önceki günahlarına keffaret olur.” (Müslim)

“Birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve o nehirde günde beş defa yıkansa, üzerinde hiç kir kalır mı? İşte beş vakit namaz da böyledir; Allah onlarla günahları siler.” (Buhârî, Müslim)

Enes (r.a) şöyle anlatmaktadır:

Vefâtı esnâsında Rasûlullah Efendimiz’in yanındaydık. Bize üç defa şöyle buyurdu:

“Namaz husûsunda Allah’tan korkun!”

Yıllar önce ilk okumamda beni dehşete düşüren ve sosyal medyada paylaştığım hadis ise şuydu:

Kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır.” (Müslim, Îmân 134; Ebû Dâvûd, Sünnet 15)

Hadiste namaz kılmayan Müslümanın kafir olacağı ifade edilmiyor ki bilindiği üzere namazın farz olduğunu kabul edip namaz kılmamak, kişiyi sadece -namaz konusunda- günahkar yapar. Hadiste altı çizilen husus şu: Namazı terkin kişi ile küfür arasındaki bariyeri kaldıracağı ve Müslümanın -girmese de- küfrü görebileceği. Manzaranın çirkinleşebileceği. Demek ki namaz, Müslüman ile küfür arasına adeta muhkem bir duvar örüyor. İhtimaldir ki bu duvarın mukavemeti, kalınlığı, yüksekliği, malzeme kalitesi, boyası kişinin namaza verdiği değere göre değişiyor.

Paylaşımım sonrası tepki çekmesem de – içinden- “bunu niye paylaştın ki şimdi” diyenlerin içi seslerini duydum. Öyledir, bazen, bazı sesleri duymadan da işitebilirsiniz. İnsanın iç sesi olduğu gibi iç kulağı da vardır. Dış sesin duyumunda fizik, iç sesin duyulmasında ise metafizik işler.

Peki neden paylaştım bu hadisi? Din adamı değilim, vaiz değilim, hoca değilim. Müslüman olduğum ve Asr Suresi’ndeki buyruğa uymak istediğim için paylaştım. Başta kendi nefsimi, sonrasında da Müslüman olup iradi olarak namaz kılmayanları teşvik etmek, uyarmak için paylaştım. Bu hadisi yeni okuyan veya hatırlayanlardan bir kişi bile namaza başlarsa (veya önceden kılıp bıraktığı için tekrar başlarsa) Allah beni daha çok sever umuduyla paylaştım. İyiliği yaymanın iyiliği yapmak kadar önemli olduğunu biliyorum. Hayra vesile olanın, hayrı yapan gibi sevaba nail olduğunu da.

Paylaşım sonrası bazı takipçilerimin rahatsız olacağını, kimilerinin hakkımdaki olumlu görüşlerime şerh düşeceğini, kimilerinin takipten çıkacağını göze aldım. Hakikati söylemek bedel gerektirir. Hele de bu konularda. Yunus’umuzu da analım: Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun.

Müslümanlar olarak çoğumuz neden namaz kılmıyoruz veya namaz konusunda neden bu kadar gevşeğiz? Kur’an’da Müslümanların vasıfları sayılırken birçok yerde onların namazı kıldıkları belirtilir. Hatta bazı yerlerde namazı sadece kıldıkları değil, dosdoğru kıldıkları, ikame ettikleri[3] vurgulanır. Bazı ayetlere bakalım:

“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber siz de rükû edin.” (Bakara, 43)

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar…” (Ankebût, 45)

“…Namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş farz bir görevdir.” (Nisâ, 103)

“Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz bu, huşû duyanlardan başkasına ağır gelir.” (Bakara, 45)

“Onlar ki, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcarlar.” (Bakara, 3)

“Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir; Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minûn, 1-2)

Kesinlikle kılmamız gerektiğini, farz olduğunu, Müslümanlığın kelime-i şehadetten sonra nişanesi olduğunu bildiğimiz halde, namaz kılmamanın iki sebebi olduğunu düşünürüm: Ciddiye almamak ve tembellik. Bazen de tek sebebinin olduğunu düşünürüm. Aşksızlık!

Bu tespitlerimi uzun bir dönem namaz kılmamış biri olarak yapıyorum.

Kâfir burnumuzun dibine kadar geldi. İsrail vadedilmiş toprakların peşinde, Amerika Mesih’i bekliyor. Netenyahu, başında kipa ile yaptığı basın açıklamasında, yaptıkları mezalimleri, soykırımı, onbinlerce masum Müslümanı katledişlerini, sapkın dini referanslara bağlıyor. Evanjelist Hristiyanlar ellerini Trump’un omuzlarına koyarak hep bir ağızdan onun için Tanrı’ya dua ediyorlar. İran’daki 150 masum öğrencinin katledilmesi, onlara göre dini bir vecibeyi yerine getirirken göz ardı edilebilecek küçük bir ayrıntı.

Amerika Savaş Bakanı Pete Hegseth’in pazusunda Arap harfleriyle “Kafir” yazıyor. Etiketi açık bir şekilde kolunda yani. Tarafları belli. Müslümanların karşısındalar. Müslümanlara karşı aleni bir ortaklık, güç birliği içindeler. Müslümanların hali pür melali ise ortada. Dağınık, bir araya gelemeyen, ümmet bilincinden yoksun, şuursuz bir coğrafya.

Diğer taraftan imparatorluk bakiyesi, cumhuriyet özürlüsü ve İslam’ın belki de tek sözcüsü olabilecek ülkemize bakıyorum: daha namaz bile kıl(a)mayan milyonlarca Müslüman!

Kapanmanın farz olup olmadığını tartışırken vakit namazlarını kaçıran İslamcıları gördüm. Özellikle muhafazakâr edebiyat camiasında, imkânı olduğu halde namaz kılmayan şairleri, öykücüleri, düşünürleri…

Metinlerinde, şiirlerinde, yoğun dini referansların, tasavvufun olduğu yazarların, şairlerin namaz kılmamaları çelişki değil midir?

“Bana ne” mi diyeyim? Sadece şiir, şarkı paylaşıp, tatlı su balığı gibi yaşamaya devam mı edeyim? Ne şişi ne de kebabı yakmayayım mı?

Tabii ki hayır!


[1] Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. (Asr Suresi, Diyanet Vakfı Meali)

[2] Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır. (Saff Suresi 3.Ayet, Kur’an Yolu DİB)

[3] Hakkını vererek kıldıkları

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑